1 Eylül 2010 Çarşamba

Balık Baştan Kokar


Bugün Balık Sezonu açıldı. Av başlıyor. Bir çok tekne karadenizde hamsi avına çıkacak, ama henüz bu balığın lezzeti yerinde değil. Fazlaca avlanırsa yazık olacak. Balıkçılarımıza sorsan borç batağındayız avlamayıp ne yapacağız diyecekler amma velakin hamsi avına kota getirilmeli en azından kasım ayına kadar kotalı olmalı. Çünkü tonlarca hamsiyi avlarsanız, lüfer, palamut ne yiyecek. Sevdiceğim Lüfer, Palamut ne yer bilemem ama ben akşam balık pazarına damlayacağım, bakalım deryadan nasibimize ne çıkmış. Ha, unutmadan bu yıl elimizde metre dolaşacağız arkadaş, sarıkanat’ı lüfer diye bize yutturanın vay haline. Palamut’u özlemiştim, geldiyse tezgahlara şansı yok! FSD kampanyasının dozunun artarak devam etmesini istiyoruz. Elbette “İstanbul lüfer’e hasret kalmasın.” Bu yıl çinekop yasak bizim evde. Biz yemeyeceğiz yavru lüferleri, kim yerse yesin! Bu arada engin etimolojik okumalarıma dayanarak başlıktaki "Balık Baştan Kokar" deyimimizin etimolojik öyküsünü anlatayım. Adamın biri bir gün balık pazarına gelir. Satıcının onca çığırtkanlığına ve gürültüsüne rağmen derin derin tablalara bakar. Tipine değil duruşuna baksanız ya Sourbonne'dan yada Yale'den gelmiştir. Uzun inceleme gözlem sonucunda tablaya egilip eline tezgahtan hamsi alır, başlar incelemeye, şişe dibi gözlüklerinden olsa gerek balığı iyice gözüne yaklaştırıp kuyruğunu koklayip bırakır. Anlaşılan balıkları gözü tutmamıştır. Birkaç balığı daha aynı işlemden geçirir. Balıkçı öfke ile sorar: - Bre gafil sen ne biçim balık seçersin! Balığın tazeliği başını koklayınca belli olur. Sen tutmuş kuyruk tarafını kokluyorsun, bir de anlıyormuş gibi, caka satıyorsun! Adam dayanamaz: - Evet! Ben de bilirim balık baştan kokar. Lakin, senin balıklarının başını bırak, kıçı bile kokuyor! Evet işte bu deyim bugün toplumsal kokuşmanın ve çürümenin idareci sınıfından başladığının en iyi göstergesidir. Bakınız anayasa referandumu miting konuşmaları!