4 Ekim 2010 Pazartesi

"En Büyük" tutkumuz!


Mecidiyeköy’e doğru gidiyorum. Çağlayan’da bir inşaatta “Avrupanın en büyük adalet sarayı” yazıyor. Her kuşağın heykelleri bir önceki kuşaktan daha büyük oluyor. Unutmayalım ki üzerinde yaşadığımız İstanbul Höyüğünün altı “altın çağı arayan medeniyet” çöplüğüdür. İnanmayanlara Marmaray kazılarında ortaya çıkan arkeolojik buluntulara baksın, tavsiye ederim.

Bir zamanlar Paleolitik Çağ’da alet yapan hominidler nerede? Şimdi sınırlar var ettik, sonra bunları korumak uğruna birbirimizi ve kuzenlerimiz Neandartelleri Güney Fransa’da, İspanya’da toplu katliama uğrattık. Ateşi bulmadık zaten doğada vardı. Biz olanı, nasıl koruyacağımızı mağaraları nasıl sıcak tutacağımızı öğrendik, pek ilerlemiş sayılmayız kışın doğalgaz'a 250 papel’e ancak ısıtabiliyorum mağaramın içini. Pişirme, tütsüleme, depolama, lojistikte çığır açtık sayılmaz. Hayran kaldığım tek alet Buzdolabı.

Biz ateşin kendisiyiz, aç gözlüyüz kuzey Amerika bozkırlarını, Avustralya düzlüklerini yakarak oluşturduk. Yakarak yıkarak büyüdük, güya medeniyet oluşturduk. Çok güvenmeyin bu mavala dün Marmaradaki depremde beşik gibi sallandık. Daha medeniyetimiz mağmaya müdehale eder hale gelmedi. Bu aralar gökte gezegen arıyoruz! Aman bulunmasın güvenim yok türüme! Bizi gümletir gider yerleşirler walla!

Hep istiyoruz! Adalet sarayında olduğu gibi! Daha Büyük! Daha Geniş! Daha Uzun!
Daha parlak, daha dokunmatik, daha sempatik!