21 Ocak 2011 Cuma

Beygir misin be kardeşlik

Zaman zaman insan kendini sorgular ya, işte öyle bir zamandayım anlaşılan. Nedir halim böyle dolap beygiri gibi döner dururum? Saat sabahın 7’sinde İstanbul yollarındayım. Bir borunun iki ucundayım sanki, bir ucunda ev diğer ucunda iş. Sabah kalk duş al tıraş ol,  yallah işe. Akşam yorgun argın dön akşam yemeğiyle mideyi cilala televizyon seyret kitap oku cumba yatak, ertesi sabahlarda aynı. Dolap beygirinden farkım ne? Bilmeyenler için “Dolap” olayını da anlatalım. Malum Türkçemizde öyle bir deyim vardır. “Dolap beygiri gibi dönmek” diye. Efenim “Dolap” gözleri bağlı bir çaptan düşmüş, yaşlı ya da çelimsiz bir atın ya da aynı mahiyette bir eşeğin kuyunun etrafında dönerek dişli çarkla çevirdiği büyük bir çemberin üzerine dizilmiş metal kovaları bir mekanizma ile kuyuya daldırıp çıkarmak suretiyle suyunu bir akara boşaltması ve bu düzende sulama yapılması olayına denir. Peki, hayatımın dolaptan farkı ne? Tek fark şu bence, ben bu fasit daireyi gözlerim açık tekrar ediyorum belki de dairede olduğumun farkında değiliz.  Dünya bir dolap beygiri aynı eksende dönüyor. Otobüsler birer dolap beygiri aynı hattı turluyor. Kim kendini arzın merkezine koyarsa koysun öenemli değil, yok aslında diğerimizden farkı. Haz olup bedenlere düşüyoruz, ana denen mucizevî varlıkların koridorlarında beslenip büyüyor, ışığı görünce çıkıyoruz. Palazlanıp, çiçek açıyor hazlar aleminden geçiyor, insan içine karışıyoruz, evleniyor, çoluk çocuğa sahip oluyor, ışığımızın sönmesiyle kayıplara karışıyoruz. Allahım, nedir benim bu masiva halim? Bak beygirlerim Quadrio'yu da çalmışlar zatten!