25 Eylül 2011 Pazar

Hadi gel çadıra geri dönelim

Zeytinburnu kuleleri onaltıdokuz, 16/9


Başlık Art direktör İlhami’nin tespitidir İstanbul’daki şehirleşememe olgusunu konuştuk masada bir medya grubunun haber portalının genel yayın yönetmeni, bir tv editörü ve art direktör var. Editör arkadaş hatırlattı kaldırım olayını! Yerel yönetimlerimizin kaldırım seviciliğine ben de hayranım! Demek ki kalkınma eşittir kaldırım. Ama Sayıştay denetleyecekmiş artık kaldırım olayını şahane bir karar!

Tarihi yarımada siluetini bozan kuleler

Konumuz Zeytinburnu’ndan burnunu tarihi yarımadaya  sokan gökdelenler! Bu binaları bize, öyle pazarladılar ki! O kadar yağlı ballı haber yaptılar ki! Hatırladınız mı? Hani ana haberde seyretmiştik de ağzımızın suyu akmıştı? Hangi katta oturmak istersiniz efenim? Yapılmamış binada sizi kocaman bir asansörle seçtiğiniz kata çıkarıyorlar.
Otuz dördüncü kat kat lütfen? Hah şurası otuzdört! Nasıl beğendiniz mi?
Fonda İstanbul aşıklarına hitap eden “sana dependen bi baksam azizzzz İstanbul” şarkısı!

Sayın yetkililer lütfen, İstanbul’un en kutsal bölgesine tecavüz eden çıkma binaların katlarını yıktırır mısınız? Yoksa şu diyaloglar kaçınılmaz olacak.
“Aa, şurası haliç dimi kuzen?”
Evet, Haliç girişi!
“Şu gözüken küçük kuleler var ya, hani küçük minare gibi olanlar, Topkapı Sarayı,  değil mi orası?”
Evet, tam isabet.
“O hemen ilerideki cami Ayasoyfa değil mi?”
Yok kuzen o blue Mosque yaw! Sultanahmet. Ayasofya hemen sarayın yanında olan.”
Peki o dikdörtgen üçlü binalar kuzen! İşte burası bir İstanbullunun zincirinin koptuğu yerdir!
Ha, o binalar mı! “………………,  ……………………….., …….…………..”
İşte bu boşlukları da kendi meşrebimize, sosyal çevremize, mesleğimize, eğitim seviyemize, tahayyül sınırımıza göre kuzenimizin yüzünü kızartmadan dolduruyoruz.
Aman yorum olarak doldurmaya kalkmayın lütfen!