7 Eylül 2011 Çarşamba

İstanbul'un kedileri

Geçen gün kedileri düşündüm, evcilleştirildik
lerinden bu yana insandan daha başarılılar. Bizimle evde iyi geçinerek evin sahibi oluyorlar hatta evin kralı onlar, evin tadını çıkaran onlar, sen aslında kendi evinde marabasın. Çalışmak, para kazanmak,  evi temizlemek, kediye mama almak senin sorunun, aşısı, veterineri de senin sorunun kedinin böyle bir derdi yok. Geldi Mart ayları gevşer gönül yayları! İşin yok matchmaker olursun. Birkaç yavru olursa onları başgöz etmek de senin derdin.

Kedinin canı sıkılırsa yaklaşır yanına biraz sırnaşır seni patisinde oynatır. Senin canın sıkılır “gel be kedicik dertleşelim” dersin toz olur. Türkiye’ye Obama’gelir sen ancak televizyondan seyredersin.  Ayasofya bahçesinde bir kedi Obama’ya sevdirir kendini. Sen Boğaziçi Üniversitesini ancak Rumeli Hisarından şafak alarak seyredersin, kediler Boğaziçinin koridorlarında, bahçesinde doktora yapar yüksek lisans yapar.
Şimdi soruyorum, bu kedileri evcilleştiren Çatalhöyük esnafının amacı neydi? Yesen yenilmez, binsen taşıyamaz, hani köpek gibi evi de korumaz, getir Joo desen “de get işine” bile demeden seni kale almaz. Lüküs hayaaaaaaaaaaaaaaaat yan gel de yat on ne rahat!

Bence kedilerden alacağımız çok ders var. Bak üretmeden, çevreye zarar vermeden de yaşanabiliyormuş. Kedi olasım geldi. Unutmadan bir de kitap tavsiye edeyim kedilerle ilgili “off okumak çok sıkıcı olmaz” olmaz çünkü bi okunacak bir kitap değil bakılacak bir kitap  “İstanbul’un Sokak Kedileri”  fotoğrafçı Arif Aşçı tarafından İşbankası yayınları aracılığı ile yayımlanmış.

Bu blog post'un fotoğrafı kedi tablolarıyla ünlü Sedef Yılmabaşar'a aittir. Kendisi ünlü seramik sanatçımız Jale Yılmabaşar'ın kızıdır.

Fotoğraf Kaynak:Sedef Yılmabaşar Ertuna