14 Ekim 2011 Cuma

Vakit hovardası

Belki de hepimizin izlediği bir televizyon dizisi vardır. Bu dizileri izlemek insana hiçbir şey vermiyor. Eğer vaktim bol, yapacak daha iyi bir şeyim de yok diyorsanız bilemem. Hepimiz dizi izlerken afyon almış gibi kendinden geçip çocuğunu unutan anneleri, ödev yapamayan öğrencileri, işten yorgun argın eve gelip dinlenemeyen babaları, prostatını zorlayan dedeleri, toplantıya hazırlanamayan ya da sabah işe geç kalan aile üyelerine şahit oluyoruz. Eğer televizyon izlemekle bir şeyler öğrenileceğine inanabiliyorsak söyleyecek sözüm yok. Hafta sonu bile her meşrebe göre programların olduğu kanalların var olduğunu düşünecek olursak, işimiz zor. Televizyonların yaratacağı vakit kaybı, enerji israfının haddi hesabı yok. Kitap okuyamıyoruz çünkü televizyon seyrediyoruz. Kendimizi geliştiremiyoruz çünkü her gün iş çıkışı bir dizi evde bizi bekliyor. Sokağa çıkalım, hiçbir şey yapamasak temiz hava almış oluruz. Belki de 10 yıldır gitmediğimiz bir kütüphaneye gidelim. Aptal bir kutunun tüm hayatımıza yön vermesine izin vermeyelim. Sen İstanbullu arkadaşım, yaşadığın şehri yeterince tanıyor musun? Elin kızı, elin oğlu Kanada’dan, Avustralya’dan, Amerika’dan elinde harita ile kısıtlı vakitte bu şehri tanımaya çalışır, onu fotoğraflarla belgeselleştirmeye çalışırken, biz neden oturup aptal bir kutuya Kâbe gibi yüzümüzü dönelim. Bu şehrin en iyi fotoğraflarını maalesef yabancı fotoğrafçıların koleksiyonlarından para ile satın alıyoruz. Şu İstanbul’u tanımaya bir insanın ömrü yeter mi emin değilim. Böyle yalın bir gerçek varken neden evde kukumav kuşu gibi televizyon başında oturuyoruz ki. Soğa çıkalım, lütfen!