16 Ekim 2011 Pazar

Yok Deve

Atatürk Havalimanı'ndayım. Uçakların biri iniyor biri kalkıyor. Birden apronda deve kesen müdürü hatırladım. Acaba, bu müdür birazdan yazacağım develerin kıymetini mi biliyordu? Neden ayıplamıştık olayı… Gerçekleşmesi mümkün olmayan, bizi çok şaşırtan ya da olamayacağına inandığımız işler için “Yok deve,  Yok devenin nalı” deyimlerini kullanırız. Devlet malını çalan hırsızlara “deve etmek, deveyi havuduyla götürmek” terimlerini kullanırız. Hatta çok para peşinde koşarken kaza yapanlara da olayı özetlemek için “Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur” deyimini uygun görürüz. Zor anlayanlar için “sana bunu anlatmaktansa deveye hendek atlatmak yeğdir” diyerek kabaca karşımızdakine ‘aptal’ demiş oluruz. İnsani zaafımız mıdır bilemiyorum ama bize faydası olan onlarca hayvanı aşağılıyoruz. Vahşi hayvanlara neredeyse tapıyoruz. Aslansın, kaplansın dediğimizde şişen göğsümüze karşın, neden “inek” dendiğinde sinirleniyoruz. Hâlbuki etinden, sütünden, yavrusundan, yağından, derisinden hatta boynuzundan faydalanırız. Avcı toplumdan tarım toplumuna geçişte 21. Yüzyıla kadar çiftimizi süren toprağımızı zorla işlettiğimiz öküzleri düşünün, birine öküzün tekisin desek neler olur? Yükümüzü gık demeden taşıyan eşekler niye aşağılanır.  O kadar aşağıladığımız develer var ya! Susuzluğa bir hafta dayanır. Fazladan bir göz kapağı vardır silecek vazifesi görür. Saatte 65 kilometrelik bir hıza ulaşabilir. 95 litre su içebilir, 136 kilo yük taşıyabilir. Hiç terlemez bu yüzden milyonlarca insandan daha temiz kokar diyebilirim eğer bu kadar bilgiye rağmen onlara bir sevgi duymadı iseniz  son özelliğini de yazıyorum, çok da iyi tükürürler.

NOT: “deveyi havuduyla götürmek” deyimindeki “havut” kelimesinde bir yanlışlık yoktur. “deveyi hamuduyla götürmek” şeklindeki kullanımı daha yaygındır ama “hamut” eşekler “havut” develer için yapılan semerdir. Hay bu etimoloji merakıma…!