12 Kasım 2011 Cumartesi

İki gözüm

Bir arkadaşımla muhabbet ediyorduk, konuşma sırasında söz İstanbul sevgisine gelince bombayı patlattı “mesela bak bu Ankara’yı sevemedim, gri bir şehir, ruhsuz...” dedi, biraz tartıştık. Güya ayak bağı, köstek oluyormuş Ankara “Yeni Türkiye’ye” ahhh ahh o Orta Anadolu’nun kara yağız, benzi kavruk yiğitleri olmasaydı, soluğu Asyanın steplerinde alabilirdik. İşte bu yüzdendir ki Cumhuriyetin büyükleri biraz mesafeli durmuşlardır bir süre İstanbul’a. Ben en az İstanbul kadar severim Ankara’yı, Ankara’dan iyi gruplar, iyi müzisyenler çıkar. Dolayısıyla aşkın da şehridir Ankara. Her şey bir yana Cumhuriyet sevgimle neredeyse özdeştir. Ankara Orta Anadolu’nun bozkırında bambaşka bir ufuk açar insana. İstanbul’un Ankara’dan farkı inanılmaz derecede sürprize açık, melankolik, enerjik, dinamik, sürekli değişen, hareket eden bir şehir olmasıdır. Bu şehirde her zaman keşfedecek yeni bir şey bulursunuz. Trafiği, kalabalığı, stresi sinir bozucu olsa da sırt çantasını fotoğraf makinesini alıp sokağa çıkanı boşa çıkarmaz. İstanbul’u severiz ama bir yarımız hep Ankara hasretindedir. Haydarpaşa’dan Kasım sonunda iki vagonla Ankara yollarındayız Anıtkabir, Birinci Meclis, İkinci Meclis, Yeni TBMM, Ankara Kalesi, Anadolu Medeniyetler Müzesi, Etnoğrafya Müzesi, Atakule her yıl aynı yerleri neden eder ziyaret insan?  Ankara’ya aşık olmak zor iki gözüm.