5 Ocak 2012 Perşembe

Çok hızlı gidersek ruhumuz geride kalır

O kadar hızlı yaşıyoruz ki bu hıza her bünyenin ayak uydurması zor. Özellikle İstanbul’da kendini çok şımartmış, bencil ama aynı zamanda içine kapalı, asosyal insanlar görüyoruz. Hep al ama hiç verme! Toplumdan al, şirketten al, anne babadan al, kardeşten al, sokaktan el, komşudan al… Ama verme!
İşte bu enaniyet hali cinnetin ön habercisidir oysa kültürümüz alan el değil veren el üstüne kurulmuştur. Son zamanlarda konuştuğum birçok insan mutsuzluğunu, umutsuzluğunu bana boca ediyor, hâlbuki bu insanların sahip oldukları toplumun birçok kesimi için yalnızca ham hayal! Bu bencil, bunalımlı ve yalnız halimizi hiç sevmiyorum. İstanbul’da yaşayan her insan şunu düşünmelidir. Kendini İstanbul’a ait hissetme duygusu bile bir İstanbullu için yeterince motivasyon kaynağı ve yaşam enerjisi olmalıdır. Birçoğumuzun yaşadığı varlık içinde yokluk çekme hissi hissiyatı Yunus Emre’nin“Onca varlık var iken, gitmez gönül darlığı!” sözünü hatırlattı. Umarım çağın getirmiş olduğu bu aidiyetsizlik, köksüzlük ve yalnızlık duygusu bize hiç bulaşmaz.
Çok sevdiğim bir kızılderili söylencesi vardır yeri gelmişken onu da aktarmak isterim: Kızılderililer bir yerden bir yere göçerken, uzun bir yola çıkarken belli yerlerde durup dinlenirlermiş. Zamanın o tabii akışını, geçişini ve o zaman içerisindeki insanın durumunu daha derinden hissedebilmek için. Eğer çok hızlı gidersek, ruhunuz geride kalırmış. Ruh olmadan yapılan yolculuklardan da bir hayır gelmezmiş. Acele etmeyin, yaşadığınız şehrin, İstanbul’un, eşinizin dostunuzun, ailenizin, çocuklarınızın, hobilerinizin, okulunuzun, ve hatta işinizin tadını çıkarın.
Fotoğraf Kaynak:www.absoluteastronomy.com