1 Şubat 2012 Çarşamba

İstanbula kar yağar adı afet olur!

Yukarısı ile aram iyi anlaşılan! Kar yağdı da yağdı, şikâyetçi miyim? Hayır. İstanbul’da kar var ben işe gitmeye çalıştım, hatta gittim! Aklımı peynir ekmekle mi yemişim! Neden bu havada dışarı çıkıyorum ki! Neden bir gün olsun keyifle oturup evimde kendimi kara teslim etmiyorum? Bırak işi gücü al eline çayı, küpeştelere fon yapmış kar eşliğinde bu doğa harikasını doya doya izle! Olmaz, kar araçları tuz basıp illa ki asfaltın siyah yüzünü bize gösterecek! Neden bir gün olsun ara veremiyoruz ki bu köleliğimize? Neden tabiat olaylarına doğal afet yakıştırmasını yapıştırıyoruz. Belki de tanrı evde kalmamızı istiyordur! Çok yağmış olması bizi cezalandırmak için değil belkide evimize, ülkemize, dünyaya bereket gelsin diye öyle olmuştur.  Medya’nın tüm araçlarında ölçüsüz bir dil hâkim. Beyaz Afet! İstanbul’u teslim alan felaket! Bir şeyin afet olabilmesi için insanların hayatına karşı yıkıcı, sarsıcı etki yapması lazım. Öyle her şeye afet sıfatı yapıştırılmaz. İrademizin dışındaki sarsıcı etki yapan doğa olayları için “doğal afet” demişiz. Hatta İngilizcedeki “disaster” Latincedeki yıldız anlamına gelen “astrum” sözcüğünden türemiştir ve  antik çağ inanışlarına göre başedilemeyen tüm doğa olaylarının gökten yönetildiği inancıyla latince “Dis-astrum”,  İngilizce “disaster” kelimesi kullanılmıştır.
Bu yağışlar nedeniyle yaşamını kaybedenler için çok üzgünüm bunların neredeyse tamamı kardan değil insanların düşüncesizliğinden ve görevlilerin ihmalinden kaynaklanıyor. Yazık!