23 Mayıs 2012 Çarşamba

Cibâli derken!

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u alınca şehrin bir semtine Cebe Ali adlı bir komutan karargâh kurmuştu. Karargâha gelip giden Türkler o semte komutanın ismini verdiler. Peki, ne oldu bu semtin adı? Cebe Ali mi, Caba Ali mi? Hayır semte güzel İstanbul Türkçesiyle “Cibâli” dediler. Çünkü coğrafyalardan etkilene etkilene uzun heceleri kullanmaya başlamıştık. Türkçenin fonetiği güzeldir dostlar, örneğin öyle güzel “lâ” deriz ki bizim üstümüze kimse böyle  “lâ”  diyemez. Örneğin,öyle bir "lâle" deriz ki çiçek daha da anlam kazanır. Öyle bir "elâ" deriz ki insanın gözleri güler. Uzatma eklerini sonradan almışsız ama öyle güzel söyleriz ki buna Türk “lâ” sı denir dostlar. Örneğin Allahın Salanikos’u bir Estambul lâ’sı “Senik” olmuştur, sarılıp öpesin gelir şehri. "Lâ"  deyince blog arkadaşlarımdan Aylin'i hatırladım. Senin rengin “li”ya, eftun desek oradaki “lâ” ya kim ne diyebilir Aylin! Hadi hiç biri olmadı leylâk desek şeker gibi olmaz mı?


Fotoğraf Kaynak: haberindeks.com