15 Haziran 2012 Cuma

Çay ülkenin milli senfonisidir

İstanbul akşamlarında balkonda çay içmek çok keyiflidir. “Türk çayı, patates cipsi gibidir, sürekli içmek istersiniz. Çayın yapılışı, karmaşık aynı zamanda sadedir, tıpkı Türk insanı gibi. Şekere karıştırırken, olabildiğince gürültü çıkartırsınız. Bir bardak çay, Türkiye’yi temsil eder. Siyah ya da yeşil değildir, kırmızıdır. Tıpkı Türk bayrağı gibi. Türk çayı sıcaktır, Anadolu topraklarını ısıtan güneş gibi. Türkiye’de ‘kahvaltı hazır’ demezler, ‘çay demlendi’ derler. Berraktır, tıpkı Türk insanının yüzü gibi. Çay bu ülkenin milli senfonisidir. Türk çayı, arkadaş canlısıdır, yalnız içilmez.” İşte bu tespitlerin sahibi “Evet, Bir Bardak Çay Daha İsterim” adlı kitabın yazarı Katharine Branning’dir.
          Geçen gün balkonda Amerikalı misafirlerimizle çay içerken kalktım kendime çay aldım. Baktım ki Morgan’ın çayı da az kalmış mutfağa git gel olmasın diye uzun bir cümle yerine, direkt “drink Morgan” dedim o da “yes, sir” dedi çayı kafaya dikti, gözlerden yaş gelir gibi oldu. Bazen kendi yaptıklarıma inanamıyorum! Ben, poşet çayların ruhu olmadığına inanırım ve çok nadiren içerim. Nedense bana yalnızlı hissi verir.

Not : Poşet Çay, 1908 yılında New York’lu  Thomas Sullivan adlı  çay-kahve satıcısının, çay örneklerini pahalı teneke kutular yerine daha ekonomik ipek çay keseciklere koyması ile rastlantısal olarak doğmuştur.