8 Haziran 2012 Cuma

Dilim dilim seni yerim

Metabolizmamız kışın ağır yemekler yemekten bitap düştü.  Yaşasın, artık meyve meysimi geldi. İstanbul manav tezgâhları meyve ile doldu. Estambul ile meyve arasındaki ilişkiyi anlatmadan önce kelimenin kökenine bakalım. Meyve, kelimesi Farsçadır ve Osmanlıcada “mive” şeklinde kullanılırdı, öz Türkçesi de “yemiş”. 
          Merak edip Türk Dil Kurumu’nun hazırladığı sözlüğe baktım! Ağzım açık kaldı, çok mahcup oldum: “Bitkilerde çiçeğin döllenmesinden sonra yumurtalığın gelişmesiyle oluşan tohumları taşıyan, genellikle yenebilen organ, yemiş.” 
          Bak şimdi bir tuhaf oldum ben her gün türlü çeşitli organ mı yiyorum! İstanbul ile meyve arasında çok yakın bir bağ olduğunu düşünürüm. Bakınız, içinde meyve olan ne çok semt ismi var: Beykoz buradaki “koz” ceviz demektir. Sarıyer’in en netameli semtlerinden birinin adı Büyük Armutlu’dur. İstanbul’un en berbat yapılaşması olan ilçesi Zeytinburnu’dur. Cevizlibağ’da ceviz bahçeleri mı vardı acaba? Bakırköy ile Bahçelievler arasında İncirli Semti vardır. Beyoğlu’nda Bostan Mahallesi ayrıca Fındiklı’yı da atlamayalım. Oh canımın orta yeri Beşiktaş’ım, Ihlamur yokuşundan aşağı ineli çok olmadı. İstanbul’un en eski semtlerinden biri olan Fatih’in Fındıkzadesi’ne ne diyelim! Narlıkapı’ya neden nar ismi verilmiştir?  Kadıköy’de Kozyatağı ceviz yatağı mıydı?  Acıbadem’deki ananemize selam olsun, hürmet eder ellerinden öperim. Üsküdar’da Fıstıkağacı semtinde o fıstık ağacı durur mu? Artık Bağlarbaşı’nda bağ yok biliyorum. Şişli’deki Elmadağ bir zamanların elmalığı olmalı. Şişli Sıracevizler’de sıra sıra cevizler durur mu?
          Meyvelerle bünyeyi şenlendirin, meyvesiz kalmayın! Bir uyarı da belediye başkanlarımıza, lütfen yeni kurulan İstanbul Semtlerine de meyve ismi vermeye devam edelim. 


Fotoğraf Kaynak:Myclimatechangegarden