7 Haziran 2012 Perşembe

Gölge etme başka ihsan istemez!

Bakalım sen bu yazıyı bitirmeye tahammül edecek misin okuyucu! Çok tahammülsüz bir toplum olduk. Kolay tüketiyoruz. Kolay adam harcıyoruz! Fazıl Say iki kelam etmiş, düşüncesini sev ya da sevme onu hapsettireceksin de ne olacak!  Şimdi düşünüyorum rahmetli Neyzen Tevfik çıksa gelse kaç yıl yatardı! Korkuyorum ki 12 yaşından itibaren 62 yıl yatardı. Gelin size Neyzen Tevfik’in hayatını anlatayım. 1879 yılında Bodrum’da doğar.  Hevesleri vardır, güreşçi olmak ister bu yüzden kolu kırılır çolak kalır. 
          Babasından onun kadar sopa yiyen çocuk olmamıştır, belki de bu yüzdendir serseriliği! Sara hastalığı nedeniyle okula gidemez. Ney üflemeyi Urla’da bir berberden öğrenir. Gazetelerde yazar,  filmlerde de rol alır... Hayatı boyunca Özgürlüğü arar.  Paraya, makam ve mevkiye önem vermez, kazandıklarını çevresindekilere dağıtır. Mesela bir konser sonrası kazandığı 500 liradan rulo yapıp sokaktaki köpeklere tasmalar yapıp boyunlarına takarak bırakır. Başka bir gün bir kahveye dalar bir tomar parayı gözüne kestirdiği fakirlere eşit şekilde dağıtır. 
          Kendi evi için “kedilerin kervansarayıdır” der, kedisi “Sarı” ya o bakar. Köpeğinin adı Çakar almaz’dır. Estambul’un sokak köpeklerini  de çok sever ve bu yüzden uyuz olur. Bakırköy Akıl Hastanesi'ndeyken ölen köpeğini Mernuş’u ipek gömleğine sarıp cenaze namazı düzenler, namaza doktorlardan bazıları ve akıl hastaları katılır. Sen köpeğe hoooşt diye kafam kadar taş atarken o ölen Mernuş’a şu şiiri yazar: 
Bu engin ayrılık canıma yetti, 
Başımdan aşıyor kaderim Mernuş, 
Bu yolda yazılmış fermanı kaza, 
Bunu da gösterdi kaderim Mernuş…
İstanbul’da Mehmet Akif ile tanışır, Akif’e hayrandır ama onun asıl piri hicvin ustası Şair Eşref’tir. İstanbulluların en sevdiği neyzendir. Yenikapı Mevlevi Hanesi’ndeki meşklere katılır. Mısır’da çıkan “Deccal” adlı mecmuadaki bir yazısı yüzünden hakkında İstanbul’da ölüm fermanı çıkarılır. Kahire zindanlarında yatar sonra af çıkar serbest kalır.  Evlenir kısa süre sonra boşanır, Leman adında bir kızı olur. Eşek dergisinde “Azgın” takma adıyla yazdığı yazılarından başına nice işler gelir. Cumhuriyet kurulduktan sonra Atamızın huzurunda ney üfler. 
          Neyzen Tevfik zenginler tarafından kendine verilen evlerde yaşamaz, sokaklarda kaldırımlarda yatar, içkiye düşkündür zaman zaman bırakır ama bu 6 aydan fazla sürmez ve Bakırköy Akıl Hastanesine düşer. Akıl Hastanesine düşmüş bu adama kim refakat eder ey blog okuyucusu, biliyor musun? Ünlü ressamımız Fikret Mualla, hani Paris’te kimsesizler mezarlığına gömülen Fikret Mualla. Neyse efenim, işte Neyzenimiz Tevfikimiz müzmin bronşite yakalanıp 1953 yılında İstanbul’da vefat etmiştir ve Kartal Mezarlığına defnedilmiştir. 
          Sanatçılarımıza saygı duyalım, sanatçılarımız özgür düşünsün onu mahkemeye ver, bunu korkut, öbürünü sindir olmaz böyle iş olmaz. Sen böyle devam edersen  İstanbul Senfonisi gibi bir eseri kim yazacak. Gölge etmeyin başka ihsan istemez! Bu nasıl vicdandır arkadaş! Bunu yapanlarda vicdan varsa ben de o vicdana …………… bu noktalı alanı meşrebinize göre siz tamamlayın lütfen. 


Not: Buradan Fazıl Say'ın  tüm söylemlerini onayladığım anlamı çıkmasın.