13 Temmuz 2012 Cuma

Avar Avar

Nedir bu İstanbul’un bizden çektiği! İstanbul ilk defa 626 yılında Avar Türkleri tarafından kuşatılmış fakat Komutan Bonus’u aşamamışlardı. Bu yüzden Kâğıthane’nin tarihimizde farklı bir yeri vardır. İstanbul'u kuşatan Avarlar surlara en yakın yer olan Pissa köyü bugün ki adıyla Kâğıthane’ye konuşlanmışlar fakat baskın yiyen küçük donanmaları Bizanslılar tarafından yakılınca geri çekilmek zorunda kalıp bu işi Sultan II. Mehmet’e bıraktılar.
          Avar kelimesi ile ilgili bir çok etimolojik tartışma var bana en yakın gelen etimolojik açıklama Avar kelimesinin kökeninin "av" kökeninden geldiği bunun için size şunu tavsiye ederim "Av, Avcı, Hun, Hunter" kelimelerini yan yana getirdiğinizde sanırım mesajı aldınız. Bizanslı Tarihçiler Avar sözcüğünü Hun'lular için de kullanmışlardır. Avar, avcı demektir. Mesela İranlılar Yağma-i Hun der aşk için, yani kalbimi yağmalayan Hunlu. Bizler de bazen Hunhar demiyor muyuz, atalarımıza barbar diyoruz! 
          İstanbul Osmanlı Türklerinin eline geçince Pissa köyünde bulunan kâğıt imalathanesi dolayısıyla buraya Kâğıthane dediler. Kâğıthane deresinin Haliç’e aktığı yere uğurlu, mamur anlamında Sadâbat denir. Gerçekten de III. Ahmet zamanında böyle dört başı mamur bir yerdir; Saraylar, kasırlar, köşkler, çeşmeler, bahçeler, fıskiyeler, havuzlar, şelaleler içinde bir yer düşünün. Her yer mis gibi çiçek kokuyor, lale bahçeleri dillere destan. Sokak tabiri ile çalsın sazlar oynasın kızlar durumu. Ne yazık ki bugün dahi koca İstanbul bu bahçe-park anlayışına sahip değil. 
          Hani o tarih derslerindeki Patrona Halil isyanı var ya! İşte o zaman yoksul İstanbul halkının galeyana gelip talan Sadâbat’ı  yakıp yıkmaya başladılar. Padişah I. Mahmut “yakmayın bari yıkın” diyerekten zararı hafifletmeye çalışmıştır adaşı II. Mahmut bölgeyi yeniden Mamur hale getirmiş fakat bir gözdesinin burada ölmesi ve bir cücenin de havuzda boğulması ile burayı uğursuz görüp Sadâbat’ı terk etmiştir. 
          Yavaş Yavaş görkemini kaybeden Sadâbat’ı Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra bazı binalar askeri kuruluşlara bırakılmış, geriye kalan kısımları da sağ olsun gecekonducu halkımız ve sanayicilerimiz işgal ederek Kâğıthane’yi bu hale getirmişlerdir. Ya hep ya hiç ortası yok mu bunun yahu! 
          Bugün Kâğıthane ilçesi içinde yer alan Sadâbat’ın eski görkeminden çok uzak olduğunu giden, gelen, gören herkes bilir. İyi olan şey şudur ki 2002 yılında Metropolis ödülünü alan Haliç Çevre Koruma Projesi kapsamında, İstanbul Boğazından Haliç’e temiz su aktarılmış Sadâbat ve Haliç yıllar sonra rahat bir nefes almıştır. 
İlustrator Kaynak: M.Goreli