25 Temmuz 2012 Çarşamba

Berhudar olasın Patates!

Ortaköy’de kumpir yenilecek dedin mi, akan sular durulur. Al şöyle bir kumpir büfeden ver sırtını Ortaköy Camii bahçesine önünde Estambul Boğazı ohhh! Bundan iyi keyif mi olur! Kumpir sefasının yüklemi sensin, tümleci Ortaköy peki ya öznesi! Cevap veriyorum “Patates”. Aferin çekirge! Bildin patates. Gel yamacıma bu güzel sebzeyi anlatayım sana.

 Peru’da İnka hazinelerine ulaşan İspanyol kralı yerde duran bir patatesi alarak yanındaki papaya verir. “Nedir bu yeğenim der?” Papa cevap veremeyince kral işe uyuz olur “papas” der bu tuhaf sebzeye. Sonra Fransızlar İspanyolca Patata, İngilizler ise biraz da yuvarlayıp “potato”derler. Kelimenin İspanyollar, Fransızlar ve İngilizler üzerinden İstanbul’a geliş şekli “Patates” şeklinde olur. 

Bir diğer kol olan kuzey Avrupa’da patatesi İspanyollardan alan Almanlar bu tuhaf bitkiye “Grund Birne” yer armudu derler. Macarlar derhal kopye çekip krumpli yapar kelimeyi, Yugoslavlar durur mu “krumpir” derler, hoop onlardan Bulgarlar kelimeyi derhal Kompir olarak yuvarlarlar ve canım papates İstanbul’a Balkanlardan yuvarlana yuvarlana “Kumpir” şeklinde gelir. 
         
İyi de anacım şimdi Almanlar Patatese “kartoffel” deyor, o nasıl olacak? O da şöyle, direkt Almanlardan alınmış yuvarlanmamış halidir hatta Anadolu’da birçok yerde patatese “kartul” dediklerine şahit olmuşumdur.  

Papalık tarafından yasaklanan ancak hayvan yemi olarak kullanılan papates Yedi Yıl Şavaşları'nda hayvan yerine konulan Fransız askelere verildi. Antoine-Augustin de Parmentier  işte bu esir askerlerden biriydi ve papates yiyerek hayatta kaldı. Ömrünü papatesi tanıtmaya adadı. 

 Bu Otuz Yıl Savaşları’nda yakılmadık yıkılmadık yer kalmadı Avrupayı kıtlık sardı. İşte bu savaşlar sırasında Kastilyalı(Endülüs) askerlerin at yemi olarak kullandıkları hatta ve zorunlu hallerde yedikleri patatesi sefil Westfalyalı köylüler hart hurt kart kurt elma gibi çiğ çiğ yediler, gaz ve hazım problemi yaşadıkları için patatesi veba ve koleranın kaynağı olarak gördüler. 

Yıllar yılları kovaladı değişen bir şey olmadı hatta papates açısından işler kötüleşti Fransanın Besançon Parlamentosu “patates yenmeyecek ülen” diye kanun çıkardı. Kıtlık dolayısı ile yasak kalktı ama bu seferde halk patates yemeye sıcak bakmıyordu. Allahtan Augustin de Parmentier  gibi adalar var. Bir gün Kral 16. Louis ve eşi Marie Antoinette, Parmentier'i patates tarlasında ziyaret etti. Parmentier kral'a bir tutam patates çiçeği verdi! Vay anam vay ortalık yıkıldı patates çiçekleri Avrupa'da moda kaftanlara mintanlara eteklere süs oldu!  Gün geçti Fransız İhtilali oldu ve Cumhuriyetçiler, Marie Antoniette’in güllerine ayrılan Tuileries bahçesini patates tarlasına çevirdiler.

Sanırım hayatımızda patatese hiç özne muamelesi yapmadık ama bu yazı ile bu kutsal görevimizi yerine getiriyoruz. Mübarek Ramazan ayındayız, Allah tuttuğunuzu papates etsin, ne muradınız varsa versin!  Şimdi burada patatese özne muamelesi çeken yalnız bizler değiliz böbürlenmeyelim! Eğer bir parça sanatla ilgileniyorsanız Vichent Van Gogh’un Patates Yiyenler tablosunu, Jean François Millet’in  Kötü Hasat tablosu da Patates üzerinedir. Ressam Henri Cueco da papates manyağıdır. Patates insan hayatında ne kadar kıymetli bir yiyecektir.

“Vay beee! Şu Avrupalıların yaptığına bak! Tam çatlakmış bunlar” dediğini duyar gibiyim deme zira bu memlekete papates 1840 yılında geldi.