15 Ağustos 2012 Çarşamba

Memleketin Tosunlarına!


Amaaan be Bolat yine çok uzun yazmışsın! “Bak inan olsun kısa yazmaya çalıştım kestim, çıkardım, sildim ama yine de böyle oldu, affına sığınarak yayınlıyorum. Yok, anacım kafamı yormayayım diyorsan, video izle, sohbet et, birilerini dürt, like et, televizyon izle, kitap oku, yap işte bir şeyler! Ben seni yormayayım ama tavsiye istersen gel okuyalım birlikte, ne dersin?
Önce grafikten başlayalım bu yazıyı memleketin tosunlarına armağan edelim, ne dersin?
Yaşadığımız sürece soru sormaya devam edeceğiz çünkü insanlığın tarihi sorular tarihidir! Haklı olduğumuz sürece soru sormaya devam edeceğiz! Eğer sorularımız bitti ise insanlığımız da bitti demektir! Her türlü melanete, alçaklığa ve kötülüğe karşı direnmenin yolu soru sormaktır.
          Osmanlı imparatorluğu on altıncı ve on yedinci yüzyılın süper gücüydü! Senin gibi yeni Osmanlıcılık oynamıyordu. Resmen ve fiilen dünyanın süper gücüydü! Neden? Çünkü Avrupalı, soyluluktu, statüydü ottu, b…ktu derken onlar şöyle diyordu: Ben senin servetine, malına, ırkına, dinine, mezhebine, cemaatine bakmam! Eğitimli misin? Gel. Cesur musun? Gel? Yenilikçi misin? Gel.  Becerikli misin? Gel. Mucit misin gel? İlim irfan sahibi misin gel? Sanatçı mısın? Gel. Tüccar mısın? Mimar mısın? Gel. Gezgin misin? Gel.  Evet. Osmanlı eğitimi, donanımlı kişiliği, beceriyi, liyakati kısaca bireyi ve eğitimi ön plana alarak dünyanın süper gücü olmuştu. İyi düşün liyakat bizde geçerli bir akçe midir?
          Hak edeni, başarılı olanı, kafası çalışanı değil! Makbul cemaatin adamını, makbul partinin adamını, köylüsünü, akrabasını, bunların hiç biri yoksa bir yerlerde adamını bulanını ya da en iğrenç olanı parayı verenin düdüğünü öttürdüğü halin adına “liyakatsizlik” diyoruz. Aslında bunu yapan insanlara “şeref yoksunu” desek daha güzel olmaz mı?
          İstanbul devasa bir şehir. Yeni yapılaşmaya başlayan ilçelerde bile binaların park yerleri yok. Kanunen yapması gereken parkı yapmayıp cezasını belediyeye yatırarak işi halleden sahtekar müteahhit ve çakma işadamı okkalı bir ceza yemediği için millet olarak gözümüzü kapatıp başımıza geleceklere tahammül etmeye çalışıyoruz. Otoparkı olmayan yeni binadan daire alan İstanbullu soluğu belediyede mahkemede alsa ve o otopark parasını o sahtekar insan ceza olarak yatırsa bak otoparksız bina yapılır mı? Amaan kim uğraşacak değil mi?
          Ne gerek vardı koleje para yatıracak eğitimli insan. Hiç kafan çalışmaz mıydı senin! Kondur boğaz yamaçlarına bir gecekondu, hadi Boğaz olmadı, Ümraniye, Sarıyer olur, Üsküdar olur, bu arazilerin tapuları verilir yedi sülalen varlık içinde yaşardı! Sonra gidip kahvede pişpirik oynardın! Ne gerek vardı işten sonra harıl harıl yorgun gözlerle KPSS sınavına çalışmaya. Sınav sorularını çalan grupların dershanesine filan gitseydin! Değil mi?
          İstanbul’da daha vatandaşını bir yerden bir yere taşıyamayan, var olan coğrafi kolaylıkları kullanamayan, her devirde adam kayırıcılığın katlanarak büyüdüğü bir memlekette abad olabilir mi? İnsanların emeğini kendi adamını işe koyarak çalan cemaatler bana önder bana yol gösterici olabilir mi? Devletin kasasına kendi zümreleri için hortum takanlar, namuslu sayılabilir mi? Elindeki metni dahi okumaktan aciz imam, topluma bir şey verebilir mi? Önce elindeki çocuğu nasıl işleyeceğini düşünmeyip atamaya, maaşına kafayı takmış öğretmen, gelecek nesli yetiştirebilir mi? Teröristleri, casusları, şebekeleri, organize suç örgütlerini dinlemek için kendisine yetki, alet edavat verilmiş güvenlik kuvveti, kendi meslektaşlarını, politikacıları, halkı dinlerse bunlardan bize fayda gelir mi? Hata yaptığında özür dahi dileyemeyen, laf kalabalığı yapan politikacılar benden saygı bekleyebilir mi?
          Bir canlının temel yaşama hakkı olan suyu dahi dünyanın parasına satan bir ülke kendisine medeni diyebilir mi? Ben şüpheliyim, ya sen? Peki, senin soruların var mı?

Grafik Kaynak:whatisthehink