4 Ağustos 2012 Cumartesi

Fasulyeden İstanbul


Bu fasulyaaa kurufasulya… Diye şarkı sözü ile giriyorum konuya. Fasulye kelimesi köken olarak "fasu’lye" şekliyle Rumcadan girmiştir dilimize. Milli yemeğimizdir. İyi diyorsun da, daha düne kadar fasulyenin Orta Amerika kökenli bir bakliyat olduğu ve Anadolu’ya 1730’lu yıllarda geldiği anlatılırdı. Hep düşünürdüm, nasıl olmuş da okyanus ötesi bakliyat milli yemek olmuş? Nasıl olmuş da elin Amerikalısını bu kadar sevebilmişiz, hayret! Oysa dilimizde “fasulye gibi kendini nimetten saymak” gibi bir deyim de vardır. İçgüdülerim burada kayıp bir halka var babacığım diyordu ki, doğruymuş teres içgüdü! 
          Nasıl yani? Şöyle ki: Bodrum Gümüşlük ’teki Tavşan Adası’nda yapılan kazılarda dördüncü yüzyıldan kalma bir mezarın içinde kuru fasulye bulundu. 1600 yıllık olduğu tespit edilen kuru fasulyeler içgüdümü doğruladı. Demek ki, neymiş kuru fasulye gerçekten milli bir yemekmiş ve Anadolu insanı 1600 yıldır kuru fasulyeyi biliyor, yanında soğanını, turşusunu, sonra cacığını ve pilavını eksik etmiyormuş! Bir de İstanbul’da şu tartışma vardır. Kimin kuru fasulyesi daha güzeldir, Bademli’nin mi, İspir’in mi, Rize’nin mi ? Bana sorarsanız Annemin kuru fasulyesinden daha meşhur fasulye yoktur. Kendisini öpüyorum, hürmetlerimi sunuyorum. 
          Etçillere etli kuru fasulye, denizi özleyenlere gemici usulü kuru fasulye, fantezi isteyene pastırmalı kuru fasulye, otçula, vegana, vejetaryene sade kuru fasulye. Evet, fasulyeden İstanbul yazımız hayırlı olsun! Bolat, o kadar attın tuttun yazdın, bari bir mekân ismi yazaydın da gidip kuru fasulye yiyeydik. İşte, İstanbul’da bildiğim tek fasulyeciyi yazıyorum, İstanbul Gayrettepe Yıldız Posta Caddesi’ndeki Hüsrev Lokantası bildiğim tek kuru fasulyecidir cehaletimi bağışlayın! Ama olur da öneriler boy boy sıralanırsa yeri gelir gider yeriz. Şimdi yorumlarla kuru fasulye bilgimizi görgümüzü geliştiriyoruz.