9 Ekim 2012 Salı

Bu ne biçim hikaye böyle Bolat Reiz!



Türk’ün kaderi göçle hercümerçtir! Fatih İstanbul’u fethedince Karamanlı bir aile İstanbul’a göç ettirilir. Estambul’un trafiğiydi, pahalılığıydı dayanamaz gider Gelibolu’ya yerleşirler. Hacı Mehmet ailesinin oğlu Muhittin, timsah misali suda büyür! Kariyeri için amcası Kemal Reis’i örnek almaktadır. Muhittin, okuryazar bir denizcidir. O zamanlar turizm icat olmadığı için seyahatlerini savaş gemileriyle yapar. Amcası Kemal Reis bir gün onu yanına çağırıp “Muhittin’im aslan parçam, nedir sendeki bu kartoğrafya sevgisi” diye sorar. Muhittin, amcası Kemal Reis’e “Amuca, gün gelecek bu Akdeniz’de torunlarımızın uçağı düşecek, günlerce bulamayacaklar, bari şimdiden çizeyim buraları” der.
          Günler geçer donanmalar komutanı Kemal Reis bir deniz kazasında vefat eder. Amcasının ölümüne çok üzülen Reis, Gelibolu’daki baba ocağında bir süre dinlenir. Gezip gördüğü yerlerin haritasını çizer. Sultan Süleyman padişah olunca Damat İbrahim Paşa namı diğer Pargalı İbram Paşa aracılığı ile dünya denizcilerinin ilk kılavuzu sayılan “Kitab-ı Bahriyesi”ni padişaha sunar ve padişahtan aferin alır! Gün gelir Mısır Kaptanı olur. Hürmüz kalesini kuşatır. Portekizliler “Yapma etme Muhittin Reis! Gökten yağmur değil gülle yağıyor! Ayağının türabı olalım kaldır kuşatmayı üç gemi dolusu hazine verelim Ottoman’a” deyince Reis düşünür taşınır, hesap makinası elinde çarpar çıkarır, olmadı Excel’de sağlama yapar veee “tamam ülen” der; anlaşmayı kabul der.
          Üç gemi hazine yükü ile İstanbul yolundadır. Bun duyan tırtıl devlet büyüklerimiz, mesela Basra valisi Kubat Paşa, Mısır Beylerbeyi Mehmet Paşa hazineden “sakal” isterler. Bizim Muhittin reis "yok olmaz öyle şey" der.....

Kaligrafi Kaynak: Mayumi Kobayashi