3 Ocak 2013 Perşembe

Dilim dilim seni nasıl yerim!


Dülgerlik nedir?

Dünya mimarlarının önünde şapka çıkardığı Koca Sinan yani Mimar Sinan, İbrahim Paşa Sarayı’nda dülgerlik eğitimi almış ve ustaların yanında yapı işlerinde çalışmıştı. “Dülgerlik de nedir?” Dediğini duyar gibiyim. 


Dülger kelimesinin kökeni, etimolojisi

Dilimizde artık neredeyse unutulma tehlikesi arz eden ve günümüzde çoğunlukla da marangozlukla eş anlama geldiği yanlışı giderek yaygınlaşan “dülger” kelimesi Türkçe’ye Farsça’dan geçmiştir.TDK Türkçe Sözlüğünde kelimeyi “Yapıların kaba ağaç işlerini yapan kimse” olarak tanımlıyor.  Aslında buradaki kabalık hantallık anlamına gelmiyor ve oymacılık, nakkaşlık gibi ince işçilik isteyen işlerin dışındaki işlerin tümünü kapsadığına işaret ediyor.

Betonarme yapıların yaygınlaşması ve geleneksel Türk evlerinin yok olmasıyla birlikte dülgerlik zanaatı da ortadan kaybolmaya yüz tutmuştur. Ancak yapı denilince aklınıza sadece karada yapılan binalar gelmesin. Mesela deniz üstünde yüzen binalar olan gemi yapımı da dülgerlik sanatının kapsama alanı içine girer. İşte bu nedenle Nuh Peygamber aynı zamanda dülgerliğin piri ve ilk dülger olarak kabul edilir. Dülgerlikle ilgili en meşhur mitolojik öyküde adı geçen bir diğer Peygamber ise Hazreti İsa’dır. Öykünün bir asıl kahramanı ise işte biraz önce bloğumu açınca gördüğünüz dülger balığı.

Fotoğraftaki hali ile ne kadar masum ve melankolik görünüyor değil mi? Ama bu hale gelmeden önce kendisinin bir canavar olduğu rivayet edilmektedir. Biz ona “Dülger Balığı” diyoruz ama “Peygamber balığı” diyenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar fazla.  İlginçtir ki bu balığın Latince adı ZEUS FABER de bir kutsallık içeriyor. "Faber" kelimesi aslında alet edevat kullanarak esnaflık, zanaatçılık yapan kişiler için kullanılır. Örneğin marangoz, taş ustası, demirci gibi. Kutsallığını ise Zeus temsil ediyor.

Dülger Balığı Akdeniz, Ege ve Marmara'da yaşar ılık sular onun mekânıdır.  Mayıs başından Karadeniz'e açılıp, kasım ayından sonra da Marmara'ya döner. “Peki, ne zaman yiyebiliriz bu balığı?” Mart ayı itibari ile. Neyse ağzınızı sulandırmayalım

Dülger balığı efsanesine göre resimde gördüğünüz karnın sağındaki ve solundaki benekler Hz İsa’nın onu tutuğu parmakların yerini işaret ediyormuş. Dülger balığının ağız yapısı aşağıya doğru olduğundan yüzü daima üzgün bir ifade taşır. Bu sürekli hüzün halinin Hazreti İsa’ya duyduğu hasret yüzünden olduğuna inanılır.

Dülger Balığının Öyküsü

Gelelim Dülger balığının öyküsüne. O efsaneyi en güzel anlatan isim şüphesiz usta hikâyecimiz Sait Faik Abasıyanık. Gelin bu efsaneyi onun dilinden dinleyelim:
“Rum balıkçıların Hrisopsaros -hristos balığı- dedikleri bu balık, vaktiyle korkunç bir deniz canavarı imiş. İsa doğmadan evvel, Akdeniz’de dehşet salmış. Bir Finikeli denize düşmeye görsün! Devirdiği kartalalı çektirmesinin, beni İsrail balıkçı kayığının sayısı sayılamamış. Keser, biçer; doğrar, mahmuzlar; takar, yırtar; koparır atar; çeker, parçalarmış. Akdeniz’in en gözü pek; insandan, hayvandan, fırtınadan, yıldırımdan, belâdan, işkenceden yılmaz korsanı, dülger balığının adından bembeyaz kesilirmiş.

Hz. İsa, günlerden bir gün, deniz kenarında gezinirken sandallarını büyük bir korkuyla bırakıp kaçan balıkçılar görmüş. "ne oluyorsunuz?" diye sorunca balıkçılara; "aman" demişler balıkçılar, "elâman! Elâman bu canavardan! Sandalımızı kırdı, arkadaşlarımızı parçaladı. Hepsinden kötüsü, balık tutamaz olduk, açlıktan kırılırız."

Hz. İsa, yalınayak, başıkabak, dülger balıklarının yüzlercesinin kaynaştığı denize doğru yürümüş. En kocamanını, uzun parmaklı elleriyle tutup sudan çıkarmış. İki elinin başparmağı arasında sımsıkı tutmuş, eğilmiş, kulağına bir şeyler söylemiş... o gün bu gündür dülger balığı, denizlerin görünüşü pek dehşetli, fakat huyu pek uysal, pek zavallı bir yaratığıdır. Birçok yerlerinde çiviye, kesere, eğriye, kerpetene, testereye, eğeye benzer çıkıntıları, kemikle kılçık arası dikenleri vardır. Dülger balığı adı ona bunlardan ötürü takılmış olmalı…”

Hz. İsa’nın marangoz olduğunu hatırlatmakta yarar var. Yani bu öyküdeki ince göndermede harikulade bir telmih sanatı yer alıyor. Sanırız artık dülger ile marangozu karıştıranlara aradaki farkı anlatacak kadar bilgi sahibi olduk. Umarım kelimenin dilimizde canlı kalıp, unutulmaması için de yeterli duyarlılığı esirgemezsiniz…
Dülgerlik mesleğinin ince işlerini Estambul’da görmek mümkün. Zeyrekteki yapılar buna güzel örnek olabilir.