10 Nisan 2013 Çarşamba

Mustafa Kemal İstanbul'dan nefret eder miydi?


İstanbul Geo Dergisi
İstanbul artık dünyanın gözdesi hatta 2013’te patlama yapacak lüks seyahat trendlerinden biri olarak görülüyor. Şimdi yeni trend, tarihi yolları yeniden yürümek. "Ne tarihi yolu Bolat" diyenlere Ole’ tarafından çizilmiş header yani blog tema resmindeki ikinci kareye işaret ederim. Roma Yolu, hani şu Via Egnatia dediğimiz yol İstanbul'a kadar uzanır bilirsiniz.

Neyse hemen konuya dalıyorum Stern dergisinin yazarı Stefanie Rosenkranz ailesiyle beraber sekiz senedir İstanbul’da yaşıyor ve GEO Dergisine İstanbul’u anlatıyor. Yazının başlığı “İstanbul: Deniz kenarında bir dünya şehri...” Şimdi sinirlenmeden bir yabancı tarafından yazılmış ve bana göre son derece tutarlı bir yazıyı okuyacaksınız.

“Yıllar önce yönetmen Kutluğ Ataman, " Bu şehir insanlar tarafından yönetilmez, insanları bu şehir yönetir. Burası bir şantiyedir, bir canavardır fakat aynı zamanda muhteşem ve büyüleyicidir. Batılı şehirlerde insanlar, yalnızca fiziksel rahatlıklarını düşünür, korunaklı parklarında sessizce ölümü beklerler. İstanbul'da ise insan burada ve şimdi var olur ve bu, onun kafasını ve duyularını keskinleştirir." demişti.

O zamanlar İstanbul'da yaşamıyordum ve ne demek istediğini anlamamıştım. Bu şehirde yaşamaya başladıktan sonra bunu daha iyi kavradım.

İstanbul her zaman sizinledir. Siz yalnızca bu şehirde yaşamazsınız, bu şehir sizin içinizdedir. Burada ılımlılık diye bir şey yoktur, her şey daima güçlükler ve sizin gücünüzü aşan zorunlulukları getirir. Her gün İstanbul'un en az 13 milyon sakini koşuşturup durur ve aynı zamanda hem sinirleri harap olur hem de kayıtsız şartsız burayı sever.

Bazen şehir histerik bir çığa benzer. Durmayan bir gürültü vardır. Lokantalar, hatta kitapçılar bile diskotekler kadar gürültülüdür. Her yerde sonsuz bir kalabalık ve pis koku vardır.

Fakat bazen tamamen farklı anlarla yüz yüze gelirim. Örneğin geceleri İstanbul kalbini açar, Avrupa Yakası'nda ışıklı bir ufuk çizgisi belirir, Asya Yakasında ise bahçeler meşalelerle aydınlanır; camiler, saraylar, gizemli bir ışıkla parlar, büyük gemiler Marmara Denizi'nden Karadeniz'e gidip dönerler.

Byzantium, Constantinople, İstanbul, Batı ile Doğu'nun köprüsü, denizlerle çevrilmiş bir metropolis, bir zamanlar dünyanın en büyük parçasını yönetmiş 100'den fazla imparator ve sultana ev sahipliği yapmış bir yerdir. Bizans'ın başkenti, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti, modern Türkiye'nin bütün ihtilaflarının başkenti. Fransız ütopyacı Charles Fourier, bu şehir hakkında "dünyanın başkenti" diye yazmıştır. Bin yılı aşkın bir zaman önce, Çinliler, İstanbul'a "şehirlerin şehri" derdi. Yaklaşık 600 yıl önce Ayasofya son Hristiyan ayinine tanık oldu. 29 Mayıs 1453'te şehir yalnızca 21 yaşında olan Sultan II. Mehmet tarafından fethedildi. Daha sonra Ayasofya camiye dönüştürüldü ve Bizans İmparatorluğu yıkıldı.

Türkler buradan İmparatorluklarını genişletti. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Mustafa Kemal sahneye çıktı. 1923'te Mustafa Kemal, İmparatorluğun kalıntılarından Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu ve ulusuna, "Doğu uygarlığından kaçınmak ve giyinme alışkanlıklarımızda bile Batı'ya yönelmek zorundayız." dedi. Arap alfabesi Latin alfabesiyle değiştirildi, şeri mahkemeler kaldırıldı, poligami yasaklandı, kadınlara oy verme hakkı tanındı. Ayasofya, müzeye dönüştürüldü.

Mustafa Kemal İstanbul'dan nefret ederdi. Yeni başkenti İç Anadolu'daki Ankara'ya kurdu. Fakat İstanbul, bir kenara itilmeye razı olmadı. Şehir daima ülkenin kültürel, tarihî ve ekonomik kalbi olarak kaldı.

Binlerce Ermeni, Rum ve Yahudi, burayı terk ederken yerlerini milyonlarca Anadolulu ve Kürt aldı. İstanbul bütün yönlere yayıldı, 50 yıl içinde nüfusu katlayarak arttı, susuz bir ucubeye döndü, suları akmayan ve elektriği olmayan bir ucube.

Değişiklik rüzgârı, Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 1994'te Belediye Başkanı olmasıyla esmeye başladı. Fakir bir ailede büyüyen bu adam, radikal fikirlerle iş başına geldi, şehri dindarlığın kalesi yapmak istiyordu.

Fakat realite, Erdoğan'ın arzularını en azından belirli bir süre yatıştırdı. Erdoğan su tedarik sistemi ve metro hattı kurmaya ve Haliç'i temizlemeye razı oldu.

Modern İstanbul, zıtlıklar şehridir: Feci bir fakirlikle, inanılmaz bir zenginlik; Allah korkusu ile AB'nin laik bir üyesi olma hayali; kaos ile düzen; Batı'ya göz kırpan elitlerle, yüzünü Mekke'ye dönmüş göçmenler, hepsi bir aradadır.

Şimdi ülkenin dümenine geçen Recep Tayyip Erdoğan'ın daha büyük bir hayali var: Şimdi İstanbul'a, Boğaz'a üçüncü köprüyü, üçüncü havaalanını yapmayı ve iki yeni dev iskân alanı kurmayı ve -şaka yapmıyorum- yeni bir boğaz kazmayı planlıyor.
Şehrin en yüksek tepesine devasa bir cami ile Taksim'e de bir cami yapılması, Erdoğan'ın planları arasında.”(1)

Kaynak: Stefanie Rosenkranz, GEO Magazine, Son Devir (1)