14 Kasım 2013 Perşembe

Londra'dan Yaya Ayasofya

Bir Öğretmenin Büyük Hayali


Daha önceki postlarımdan birinde James'ten bahsetmiştim. Kensisini bir geceliğine misafir ettik. James, Londra’da yaşayan bir öğretmendir. Peşinden gitmek istediği hayali vardır.


Londra’dan Ayasofya’ya kadar yürümek. 


Tam üç ay düşünür ve sonra karar verir, öğretmenliği bırakıp yola çıkar. Birçok Avrupa ülkesini gezer. En çok kuzey Avrupa ülkelerinde ve Almanya’da sorun yaşar. Çünkü kendisi tedirgin gözlerin hapsi altındadır. Çoğunlukla polislerin kimlik sorduğu ülkeler bu steril Avrupa ülkeleridir.

Polisler kimlik kontrolü yapar. James’in hikâyesini öğrenince de hayranlıkla onun yanından uzaklaşırlar. İnanın ben de hayran kaldım. Çok zor karar ve mutlu bir son. James İstanbul sınırlarına Bulgaristan üzerinden girip birkaç kamp yaptıktan sonra bizde kadar geldi. Ertesi gün Ayasofya’ya ulaşacağı finali yaşayacağı için çok mutluydu. Kendisine gün sonunda yeni kıyafetler alacaktı.

Bize geldiğinde  bir güvercin kadar ürkekti. Eşimle bu tip durumlara alışık olduğumuz için ona dinlenmesi  için fırsat tanıdık. Yemekten sonra başladık James’in hikâyelerini dinlemeye.



Kendisine en tuhaf olayın ne olduğunu sorduğumda. Belçika’da kalmak için mezarlıkları kullandığını söyledi. Hatta biraz maytap geçti, “çok bekledim Zombiler gelecek diye ama gelmediler” dedi. Belçika’daki mezarlıkların çok güzel tuvalet ve banyoları olduğunu ve zaman zaman buradaki mezarlıkları kalacak yer olarak kullandığını hatta birinde kapı kapalı olduğu için duvardan atlamak zorunda kaldığını ama camların pantolonunu kestiği anlattı.

Bulgaristan’ı çok beğendiğini çünkü çok güzel bozulmamış bir tabiatı olduğunu ve dağlarına ormanlarına hayran kaldığını anlattı. Hatta çok da komik bir hikâyesi vardı.

Bir gün Bulgaristan’da bir çobanla karşılaşır. James’e içmesi için süt ikram eder. Adam hikâyesini anlatır, eşiyle kavga etmiştir, eşini üzmüş ve kadın evi terk etmiştir. Koyunlarına, keçileri bakacak kimse olmadığı için eşinden özür dilemeye gidemediğini söyler. James’e bir günlüğüne koyunlarına keçilerine bakıp bakamayacağını sorar. James, tamam der. Çoban eşini ikna etmek üzere yola çıkar ertesi gün olur çoban gelmez,  üçüncü gün yok, dördüncü gün James şüphe ve tedirginlik içinde beklemeye başlar ve beşinci gün adam eşini koluna takmış gülerek gelirler ve James’e hayatımın en lezzetli yemeğiydi Bolat dediği yemeği ve pastaları yaparlar. James İstanbul’a doğru yola koyulur.

Hayallerimizi peşinden gideceğimiz günlerin uzak olmaması dileğiyle bu soğuk İstanbul gününden hepinize sıcak selamlarımı sunarım.