4 Kasım 2013 Pazartesi

Zamanın Alicengizleri!

Bugün İstanbul’da güzel bir gün yaşıyoruz. Dışarıda kasım ayına inat müthiş güzel bir güneş var! Islak ve soğuk günler öncesinde bu güneş ilaç gibi geliyor.

Bu paha biçilmez ömür problemsiz günler mi yaşıyor? Hayır. Her şeyim rutin üzerine mi kurulu? Hayır. Her gün aynı saatte işe gidiyor aynı işleri aynı metot ve araçlarla mı yapıyorum?  Hayır. 

Durgun sularda usulca yüzen gemiyi neden bir fırtınanın ortasına kırdım? Bilerek, isteyerek taammüden yani! Neden yaptım, vesile oldu anlatmak istiyorum.

Birçok dostum, eskisi gibi sık aramadığım sormadığım için bana kırıldığını söylüyor. Buradan cevap veriyorum. Birkaç ay öncesine kadar işten güçten vazgeçip rutini kırdığımı unutuyor olmalısınız dostlar! Biraz tahammülünüze ihtiyacım var. Yeni şeyler tasarlamak, düzenlemek zaman alıyor.

İyi de, durup dururken niye kaşındın düzenini bozdun, be adam? Neden şimdi? Ne bileyim, başkalarının hayallerin parçası olan bir işi özümsemek ve o işi hayatın merkezine koymak, o iş için kavga etmek, "alicengiz oyunlarına" girişmek benim boyumu aşıyordu. Bana göre değilmiş geç bile kalmışım.  Kendi tercihlerimi yaşamak ve bunların getireceği sorumluluğu almak istiyorum. Ben başarma duygusuyla yaşıyorum. O duygu kayboldu ise trilyonlar versen önemi yok.

İyi de doğru zaman diye bir şey var! Yok dostum, İstanbul fırsatlar şehri! Doğru zaman hemen şimdi! Size, geçen gün evimde kalan James adında bir Londralı öğretmenin hikayesini anlatacağım insanın isteyince neler yapabildiğini göreceksiniz. Çocuk Lonra-İstanbul Ayasofya hattını yürüyerek 6 ayda tamamladı, 1 metre bile bir araçla yolculuk yapmadan, bildiğin tabanway. Bana geldiğinde sabah Ayasofya'ya ulaşacağı için uyuyamadığını söylüyordu. Kaçımız kendimizi bu kadar heyecanlandıran hikayeler yaratabildik! James yazısı biraz uzun bir sonraki postta yazacağım.

İşten ayrılmak nasıl bir şey neler yapıyorsun?


Önce şunu söyleyeyim, dımdızlak ortada kalacağım, ya param biterse ne yaparım! Aç kalırım, gibi korkularınız varsa siz henüz yaşama korkusu denen şeyin esirisiniz demektir. Ufkunuz geçinme derdinin gerisinden kalmıştır, bunu kabul edin! Hayat sizin ömür kazanını alttan alta ısıtıyor, haberiniz ola!



Alışkanlıklarımız, konfor tutkumuz bizi esir ediyor. Patolojik olarak hasta ediyor bizi. Vasat denen hastalık hepimizi benzeştirip bizi öldürüyor. Hayal kırıklığı yaşarız korkusuyla harekete geçemeden vazgeçiyoruz tüm hayallerimizden.

Aslında kafamız çalışıyor. Sürekli planlar yapıyoruz. Ama en mükemmelini yapmak için güya zaman kolluyoruz. Aslında zaman kolladığımız filan yok o duygunun adı "gerçeklerden kaçmak". Siz mükemmeli beklerken birileri bir yerlerde yarım yamalak da olsa işe başlayıp sizin hayallerinizi çalıyor! O mükemmellik duygusu sizi kötürüm bırakıyor haberiz ola!


Alicengiz Oyunu nedir? Etimoloji


Eski bir halk hikayesine göre, memlekette şöhret yapmış sihirbazın biri sihirlerini isteyene öğretiyor fakat öğrettiklerinden daha güçlü sihir yapıp sihir öğrettiklerini öldürüyormuş. Nasıl? Şöyle: Mesela sen tank ol diyor adamı tank yapıyor fakat kendisi tanksavar oluyor adamı uçuruyor. Adamı vezir yapıyor kendisi şah oluyor. Birini koç yaparsa kendisi çakal oluyor. İşte bu fesat sihirbazı alt eden kıvrak zekalı kişinin adıdır Ali Cengiz ve bu oyunun adıdır alicengiz oyunu. Kuralı basittir: Gözünü, kulağını, aklını, gönlünü açmaktır, karşındakini okumak ve ondan daha iyi hamle yapmaktır, düzenbazlardan daha akıllı olmaktır.Yani yaşamdaki survivor'dır alicengizlik. 
Başka bir hikaye ise Moğol soyundan çok çeken Osmanlılar'ın yalan dolan dümeni açıklamak için a-li-Cengiz oyunları şeklinde bir kelime kullandıklarını anlatır. Takdir sizindir.

Fotoğraf Kaynak: Kev Walker