26 Aralık 2014 Cuma

Satın almanın yarattığı o sahte his!

Daha çok tüketmenin erdem sayıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Yeni yıl geliyor. Hepimizi bir alışveriş telaşı sardı. Hediyeleşmek önemli ama bütçeyi açığa düşürecek savurganlıktan da kaçınmak lazım. İstanbul müthiş bir alışveriş cenneti adım başı AVM, birbirinden ünlü markalar her gün yeni çıkan modeller birisine hakim olamadan diğerine sahip olmaya çalıştığımız teknolojik aletler. Daha çok tüketmenin erdem sayıldığı bir dünyada yaşıyoruz.

Blogger, Şefe uyup telefonu değiştirir mi?


Bir projenin sunumu için gittiğimiz restaurantta, şef garson samimiyetime inandığını söyleyip "Hocam bu telefonu değiştirin lütfen ekranı küçük" dedi. Kendi telefonunu gösterdi iki bin liraya yakın bir meblağ.

Şuna eminim çocuğu iki bin liralık bir eğitime gideceğini söylese sorun çıkarır! Önceliklerimiz farklı demek ki, adama uyduk telefonu değiştirdik orası ayrı bir konu! Bu nasıl kafa Bolat!

Alışverişi ihtiyaçları giderme durumu olarak değil de rahatlama etkinliği olarak bir aktivite olarak algılıyoruz sanırım sorun burada.

Satın almanın yarattığı o histen uzak olmak gerek


Alışveriş kendimizi daha iyi hissettiriyor olabilir ama bizler kendimizi daha iyi hissettirecek daha erdemli şeyler bulmalıyız.

Satın almanın yarattığı o histen uzak olmak gerek diye düşünüyorum yeniyi satın almanın hazzından çok yeniyi üretebilmenin mutluluğu bize daha iyi gelecek.



Uzman psikolog Erkin Ünalan 34volt.com’da güzel biryazı yazdı. 


Âdetim değildir başka insanların yazısını paylaşmak fakat yazıyı çok beğendiğim için sahibinden izin alarak paylaşma gereği hissettim.

Erkin Ünalan diyor ki:

“ Sahip olduğumuz son model nesneler aslında bize sahip oluyor, onlarsız biraz zaman geçince onları tekrar elimize alıp varlıklarından emin olmak istiyoruz. Bu emin olma süreçleri bizi rahatlatmanın tersine, bir kez daha o varlığı sorgulamamıza sahip olduğumuz kıymetli nesnenin peşine düşmemize sebebiyet veriyor. Ertesi yıl o çok değer verdiğimiz nesnenin bir üst modeli çıktığında ise, sanki o nesneye daha önce o kadar değer vermemişiz gibi gözden çıkarıp kendimize yeni bir “kıymetli” nesne seçiyoruz. Bu noktada hepimiz kronik birer “Smeagol” haline geliyoruz. Mevcut sistem de zaten bizim mutsuzluk ve tatminsizliğimizden besleniyor, sahip olduğumuz nesnenin bir üst modelinde mutluluğu bulacağımıza bizi inandırıyor.”


“Bir gün yaşamımız son bulacak. Bize hep bahsedilen o son anlarda, gözümüzün önündeki film şeritlerinde aldığımız son model arabalar, beyaz eşyalar, en son sürüm akıllı telefonlar, muhteşem evimiz değil paylaştığımız mutlu anlar aklımızda kalacak. Babamızla baş başa zaman geçirdiğimiz lunaparktaki o gün, annemizle birlikte puding yapıp birlikte tattığımız o gün, kardeşimizle çok güldüğümüz o film, eski sevgilimizle sarılarak seyrettiğimiz o gün batımı, eşimizle baş başa geçirdiğimiz harika balayı, çocuklarımızla geçirdiğimiz o mutlu Pazar günü aklımızda kalacak. Çünkü kalıcı ve asıl değerli olan sahip olduğumuz nesneler değil, ait olduğumuz anılardır…”


Alışveriş kendimizi daha iyi hissettiriyor olabilir ama bizler kendimizi daha iyi hissettirecek daha erdemli şeyler bulmalıyız.