17 Ocak 2016 Pazar

İstanbul'dan Kaçmak İçin Nedenler?



Bir Düşünce Kuruluşu Toplantısı Değerli Hocalarımla Beraber

Bir Medeniyet İnşası ve İstanbul


Geçen yıl bir düşünce kuruluşumuzun düzenlemiş olduğu uluslararası “medeniyet inşası” sempozyumuna katılmıştım. Güzel konuşmalar olmuş, değerli katılımcılar ilginç şeyler söylemişti. Şehir önemlidir, çünkü şehir dediğimiz varlık medeniyetin doğrudan yansıdığı, en somut alanlardan birisidir. Şehirler bir kültürü yansıtır. Bugün Türk toplumu şehirli bir toplum görüntüsü vermemektedir. Dahası atalarının çeşmelerinden içme suyu akıtamıyor. Efem, çalıyorlar! "O zaman polis karakolunda oturmasın bir zahmet korusun ya da zabıta önlem alsın!" diyen yok! "Heaa, evsizler çalıyor evet çeşme akmasın kurutulsun!" Hırsızlar da çalmaz o zaman! Mazallah 1 adet çalınmış lüleden, musluktan belediyelerimizin bütçesi batar! Aman diyeyim! Çeşmeler akmasın kuru kalsın! Nasıl bir koruma mantığı anlamak mümkün değil. Malasef beton üstüne beton döke döke, zift üstüne zift çeke çeke atalarımızın çeşmeleri mağara gibi derinde kaldı.

Hani, Nerede O Su Medeniyeti?




Var olanı koruyamayan ya da korurken onu yaşatamayan, restore ettiği çeşmeden su akıtamadığı için onu çeşme hüviyetinden çıkartan kim? Bizleriz! Aferin bize! Yaz ortasında serinlemek için yüzüne su tutacak insan 1.5 TL veriyor! Geçenlerde bir dost ziyaretinde karşılaştığım Davut Göksu, “Nerede o övündüğümüz o su medeniyeti?” Sorusunu sordu. Ekledi, bir şeyi korumak istiyorsan kullanıma sunacaksın ki kullanan onu koruyacak! Çok doğru. Akmayan çeşmeye çeşme denmez!


Blogger Bolat'ın Modern Mağarası

İstanbul’un İstanbullulaşamama Sorunu


Bugün İstanbul, içinde insanların yaşadığı ama bir türlü İstanbullulaşamadığı bir ticaret şehri hüviyetinde. Bu şehirde yaşıyoruz ama aklımız bu kalbimiz bu şehirde değil! İstanbul hayatımızın merkezinde değil. İstanbul artık, herkesin kaçmak istediği bir şehir! Oysa İstanbul güzel, İstanbul nazlı, İstanbul bereketli şehir! Ticaret burada, sanat burada, fikir burada, kültür burada kısaca hayatın ritmi İstanbul’da atıyor! Bir şehrin mimarisi o şehrin kartvizitidir. İstanbul denince “kaos” akla geliyor, kimse kusura bakmasın. Herkes iyi bir şey yapayım diyor ama sonuç ortada! Bu şehrin özgün mimarisi yok. Ben gelecekten umutluyum, yeni nesil bu derme çatma şehirden yeni bir medeniyet yaratacak ufka sahip. Ama biz o zamana kadar şehrin külrürel mirasını, tarihi geçmişini ve coğrafi mirasına büyük zararlar verebiliriz. Önüne gelen inşaatçı oluyor, önüne gelen bina dikiyor. Bir çok bina halen usulsüz ve şehircilik anlayışından uzak inşaa ediliyor.

İstanbul’u Şeker Kamışı Tarlasına Çevirmek


Blogger Bolat, ne bekliyorsun! Gecekondular şehri İstanbul’dan, kuleler kenti İstanbul’a hızlı bir geçiş yaptık, diyenler olabilir. O, kuleleri sevemedim ben. Dikey değil yatay bir hayat istiyorum arkadaş! Mümkünse Bakırköy’den sonrasına yapın o kuleleri. Kadıköy’e Şişli’ye, Beyoğlu’na, Fatih’e, Eyüp’e, Beşiktaş’a kule dikmek en hafif tabirle söylüyorum ayıptır! Burası yapay şehirler Dubai, Honkong, Singapur filan değil! Bu nedir, şeker kamışı tarlasına çevirdiniz İstanbul’u! 

Refah Seviyesi ve Kültür Seviyesi Oranlanları


Maalesef, refah seviyemiz kültür seviyemizle aynı oranda artmayınca ortaya böyle çelişkiler çıkabiliyor. Bir medeniyet arayışımız, bir medeniyet anlayışımız olmalı! Modern hayat tarzları ile geleneksel mimariyi örtüştürmeyi iyi bilen mimarlarımız var!
Ammmaaaaa, çok çakal, über kurnaz müteahhitlerimiz de var.
Eh para müteahhitlerde olduğuna göre, düdük de onlarda!
Parayı veren toprağı, pardon düdüğü çalıyor!
İktidar şöyle iktidar böyle!
Yok, azizim yok kumaş bu kumaş!