29 Temmuz 2017 Cumartesi

Korku Dağları Bekler! Sakın Korkma!

Korkuyu pazarlamak!

Korku Dağları Bekler Ne Demek?

İstanbul'dan kaçın diyorlar. İstanbul'dan nereye kaçacaksın? İstanbul'dan nereye gideceksin? "Korku dağları aşırır" der atalar! Bu duygunun pirim yaptığını bilen bir çok akademisyen demeç veriyor! Kaçın! Ama nereye? 

Gelin size bir hikayeyi aktarayım:

Bir zamanlar etrafı yüksek duvarlarla örülmüş tek bir girişi olan bir şehir varmış. Günlerden bir gün bu şehrin kapısının önüne kocaman elleri, kocaman kolları ve devasa vücuduyla bir dev gelip oturmuş. Günlerce kimse dışarıya çıkamıyor, dışarıda olanlar da şehre giremiyormuş. Birisi şehirden çıkmaya çalışsa, dev kızılcık ağacından yapılmış zopasını sağa sola savurarak insanlara dehşeti yaşatıyormuş.


Sonunda bu güzel şehrin kralı bu duruma bir son vererek kapıyı açmaya ve dışarı çıkmaya karar vermiş. Kralın naipleri, şehrin bilgeleri yapmayın etmeyin dese de kral halkını açlığa ve yoksulluğa mahkum eden bu devin karşına çıkıp ona meydan okumaya karar vermiş!

Kral şehrin kapısını açtığında o zamana kadar yerde oturan dev ayağa kalkıp krala doğru sopasını sallamış. Sopanın havayı yaran sesinden kralın tacı yere düşmüş. Kral bir an korkuya kapılarak yerinde duraklasa da bir kaç adım atmış. Dev kulakları sağır edercesine kükreyerek sopasını krala doğru fırlatmış, kral yere doğru eğilerek bu sopayı savuşturmuş, zopa şehrin surlarına çarparak paramparça olurken surlardan bir kaç tane taş yere düşmüş!

Kral yine biraz duraklasa da yürümeye devam etmiş! Bir de ne görsün, kral deve doğru adım attıkça dev küçülüyormuş! Sonunda kral deve iyice yaklaşmış ve dev parmak çocuk kadar küçülmüş!

Kral kaftanını düzeltip eğilerek, yerdeki parmak kadar küçülmüş olan devi avucunun içine almış ve kaşlarını çatarak ona sormuş!

"Kimsin sen?"

Dev de ona demiş ki "Benim adım korku"

Evet, İstanbul'un altyapısı kötü! Evet İstanbul gecekondulaşmaya devam ediyor! Ama! Saygıdeğer akademisyenler, lütfen korkuyu pazarlayıp buradan popülaritenizi yükseltmeye çalışmayın. Çünkü akademisyenlik korku pazarlama yeri değildir. Sahip olduğunuz ünvanları çözüm üretme yolu, yol gösterme yeri olarak kullanmanız gerekmez mi?

Etimoloji severlere not: Korku nedir? Korku, gerçek veya beklenen bir tehlike durumunda ya da yaşanan ağır bir acı esnasında beniz sararması, ağız kuruluğu, kalp çarpıntısı, solunum hızlanması gibi karmaşık fizyolojik değişimlere yol açan bir duygudur!

Korku pazarlamak hoş değil! Vatandaş bunu yapabilir ama akademisyenlerin böyle bir misyonu olamaz!

Korkma! Diye başlamaz mı İstiklal Marşımız!